Yine, Yeni, Yeniden
Tadaimaaaaaaa!
Uzun bir aranın ardından, deyim yerindeyse üzerimdeki ölü toprağını atarak buraya döndüm. Ölü toprağı demişken neredeyse gerçek anlamda kullanıyorum bu sözcüğü. Çok uzun sessizliklerin ölümden farkı nedir ki hem?
Neyse, gelelim blogun akıbetine. Benim bu blogu zaten birkaç kere öldürüp yeniden diriltmişliğim var. Daha kaç kere bunu tekrarlayacağım da bilinmez, sonuçta hayatlarımızın bir uzantısı bu sosyal medya araçları da. Hayatımızdan izdüşümler taşıması kaçınılmaz. İnsanlar da hayatları boyunca birkaç kez ölüp, yeniden doğuyorlar zaten. Bambaşka yerlerde ölüp, bambaşka yerlerde de doğabiliriz, zaten hangi tohum çıktığı toprağa düşmüş ki? Ancak o karanlığın içinde, toprağın derinliklerine gömülmüşken, umutsuzca özlem duyarken buluyor insan kendini. Güneş ne zaman yeniden doğacak, ne zaman ışığa kavuşabileceğim, yoksa hiçbir zaman çıkamayacak mıyım bu boğucu amansız kederin elinden?
O karanlık günlerde elimden tutup, beni ışığa taşıyan tek insan sevgili eşim oldu. Zaten biraz da onun gaza getirmesiyle yeniden yazacak gücü bulabildim kendimde. Yazılarımı okumayı sevdiğini söylemese, belki de gecenin bu vaktinde Türkçe karakterleri olmayan bu klavye ile cebelleşmezdim.
Ölüm ve yaşam metaforları üzerine düşündükçe, ne kadar iç içe geçmiş olduklarını görmek beynimin kıvrımlarını uyuşturuyor gerçekten de. İşte ben de bir yerlerde, sevdiği insanların nezdinde ölmüş biri olarak (ve kendisi de o sevdiklerinin bir kısmını kendi nezdinde öldürmüş bir insan olarak) bir süredir kendi kabuğuma çekilmiştim. Bu süreçte çok fazla şeyi gözden geçirdim, çok fazla şey öğrendim ve kendimi yeniden inşa ettim. Yıkıntıdan kalanlarla değil, sapasağlam yepyeni taşlarla. Artık hazırım. Eskisinden çok daha güçlü ve daha farklı bir ben olarak buradayım.
Aslında blogun eski yazılarını yayından kaldırmak gibi bir niyetim de yoktu, ancak kendi taslaklarımın üstünde bana ait olmayan ve ben hiç var olmamışım hissiyle yapılan bazı değişiklikleri gördüğüm için sinirlendim ve tüm yazıları yayından kaldırdım. Yazıları sahibine teslim edip tamamen de temizleyebilirim burayı. Çünkü artık sadece bana dair şeylerin olmasını istiyorum burada. Sadece benim izlediklerim, benim okuduklarım, benim kullandıklarım, benim hayatım ve benim insanlarım...
Bir format değişikliği de kaçınılmaz. Şimdi yeni fikirler üretme zamanı. Zamanı çok kısıtlı bir insan olarak, ne sıklıkla bu fikirleri hayata geçirebilirim henüz emin değilim, ama elimden gelenin en iyisini yapacağıma söz veriyorum. Görüşmek üzere!
Uzun bir aranın ardından, deyim yerindeyse üzerimdeki ölü toprağını atarak buraya döndüm. Ölü toprağı demişken neredeyse gerçek anlamda kullanıyorum bu sözcüğü. Çok uzun sessizliklerin ölümden farkı nedir ki hem?
Neyse, gelelim blogun akıbetine. Benim bu blogu zaten birkaç kere öldürüp yeniden diriltmişliğim var. Daha kaç kere bunu tekrarlayacağım da bilinmez, sonuçta hayatlarımızın bir uzantısı bu sosyal medya araçları da. Hayatımızdan izdüşümler taşıması kaçınılmaz. İnsanlar da hayatları boyunca birkaç kez ölüp, yeniden doğuyorlar zaten. Bambaşka yerlerde ölüp, bambaşka yerlerde de doğabiliriz, zaten hangi tohum çıktığı toprağa düşmüş ki? Ancak o karanlığın içinde, toprağın derinliklerine gömülmüşken, umutsuzca özlem duyarken buluyor insan kendini. Güneş ne zaman yeniden doğacak, ne zaman ışığa kavuşabileceğim, yoksa hiçbir zaman çıkamayacak mıyım bu boğucu amansız kederin elinden?
O karanlık günlerde elimden tutup, beni ışığa taşıyan tek insan sevgili eşim oldu. Zaten biraz da onun gaza getirmesiyle yeniden yazacak gücü bulabildim kendimde. Yazılarımı okumayı sevdiğini söylemese, belki de gecenin bu vaktinde Türkçe karakterleri olmayan bu klavye ile cebelleşmezdim.
Ölüm ve yaşam metaforları üzerine düşündükçe, ne kadar iç içe geçmiş olduklarını görmek beynimin kıvrımlarını uyuşturuyor gerçekten de. İşte ben de bir yerlerde, sevdiği insanların nezdinde ölmüş biri olarak (ve kendisi de o sevdiklerinin bir kısmını kendi nezdinde öldürmüş bir insan olarak) bir süredir kendi kabuğuma çekilmiştim. Bu süreçte çok fazla şeyi gözden geçirdim, çok fazla şey öğrendim ve kendimi yeniden inşa ettim. Yıkıntıdan kalanlarla değil, sapasağlam yepyeni taşlarla. Artık hazırım. Eskisinden çok daha güçlü ve daha farklı bir ben olarak buradayım.
Aslında blogun eski yazılarını yayından kaldırmak gibi bir niyetim de yoktu, ancak kendi taslaklarımın üstünde bana ait olmayan ve ben hiç var olmamışım hissiyle yapılan bazı değişiklikleri gördüğüm için sinirlendim ve tüm yazıları yayından kaldırdım. Yazıları sahibine teslim edip tamamen de temizleyebilirim burayı. Çünkü artık sadece bana dair şeylerin olmasını istiyorum burada. Sadece benim izlediklerim, benim okuduklarım, benim kullandıklarım, benim hayatım ve benim insanlarım...
Bir format değişikliği de kaçınılmaz. Şimdi yeni fikirler üretme zamanı. Zamanı çok kısıtlı bir insan olarak, ne sıklıkla bu fikirleri hayata geçirebilirim henüz emin değilim, ama elimden gelenin en iyisini yapacağıma söz veriyorum. Görüşmek üzere!





Yorumlar
Yorum Gönder