Yine, Yeni, Yeniden
Tadaimaaaaaaa! Uzun bir aranın ardından, deyim yerindeyse üzerimdeki ölü toprağını atarak buraya döndüm. Ölü toprağı demişken neredeyse gerçek anlamda kullanıyorum bu sözcüğü. Çok uzun sessizliklerin ölümden farkı nedir ki hem? Neyse, gelelim blogun akıbetine. Benim bu blogu zaten birkaç kere öldürüp yeniden diriltmişliğim var. Daha kaç kere bunu tekrarlayacağım da bilinmez, sonuçta hayatlarımızın bir uzantısı bu sosyal medya araçları da. Hayatımızdan izdüşümler taşıması kaçınılmaz. İnsanlar da hayatları boyunca birkaç kez ölüp, yeniden doğuyorlar zaten. Bambaşka yerlerde ölüp, bambaşka yerlerde de doğabiliriz, zaten hangi tohum çıktığı toprağa düşmüş ki? Ancak o karanlığın içinde, toprağın derinliklerine gömülmüşken, umutsuzca özlem duyarken buluyor insan kendini. Güneş ne zaman yeniden doğacak, ne zaman ışığa kavuşabileceğim, yoksa hiçbir zaman çıkamayacak mıyım bu boğucu amansız kederin elinden? O karanlık günlerde elimden tutup, beni ışığa taşıyan tek insan sevgili eşim oldu....












