Anime : Haikyuu
Selamlar, bu hafta seyir defterinin yeni sayfası bana emanet! Biliyorsunuz, bu başlık altındaki paylaşımlar genellikle sevgili Sbl'ye aittir ama yazmasam çatlayacağım bir şey izledim, o yüzden よろしく お願いします!
Ne diyor bu kız demeden çevirisini yapayım, yoroshiku onegaishimas dedim. Japonca bir söz öbeği, japon yapımları izleyenler aşinadır. Buradan anlıyorsunuz ki rotamız Japonya, hedefimiz ise Haikyuu… Anime izlemeyi severim, ama sıkı bir takipçiyim diyemem. Bu zamana kadar da genellikle popüler olan shoujo türündeki animeleri izledim. İzlemesi kolay ve insanı mutlu eden cinsten, eh bünyenin ihtiyacı olan romantizmi de en seviyeli şekilde sunduğundan shoujo türü benim favorim. Ancak gelin görün ki en son izlediğim animenin üzerinden 3 yıl çok rahat geçmiştir, 5 bile olabilir bilemedim şimdi. Biraz da seçiciyim, çizimler gözüme hitap etmiyorsa konu ne kadar güzel olsa da izleyemiyorum. Çizim güzel, içeriği boşsa da tercih etmem. (Daha böylesine rastlamadım ama) Yani hem konusu, hem çizimleri ile gönlümü fetheden animeler sayılıdır. Böylesini bulmak da zor oluyor, hele de bir şeyler izleyecek vakti sınırlı bir insansanız risk almamayı tercih ediyorsunuz.
Toparlamak gerekirse, ilk defa farklı bir konu seçimi yaptım. Haikyuu spor konulu, daha doğrusu voleybol konulu bir anime. Adını çok sık duyunca ve filenin sultanları ile Tokyo’da düzenlenen olimpiyatlar sayesinde gaza gelince, izlemek kaçınılmaz oldu. Japonya ve voleybol ; bunları ortak bir paydada buluşturan tek şey bir anime olabilirdi.
Voleybol seyir zevki yüksek bir spor, ancak ben genelde turnuvadan turnuvaya takip ederdim milli takımımızı. Zaten son 10 yıldır TV izlemiyorum, o yüzden bir voleybol maçı seyretmeyeli de çok olmuştu. Kaptanımız Eda Erdem’in ‘’Kırbaç örüğü’’ ile akıllarda kalan ikonik pozu beni gaza getirince (eski bir maçtan ama ben bu yıl gördüm) hem turnuvayı takip ettim, yetmedi voleybol konulu bir animeye başladım. Bu arada Güney Kore’ye yenilmemizi hala hazmedemiyorum, çok da üzgünüm ama tabi ki canları sağ olsun kraliçelerimin. Şu zor günlerde yüzümüzü güldüren tek şey siz oldunuz. Bir de Mete’mizin altın madalyası tabi. Ben bu satırları yazarken hala sonuçlanmamış müsabakalar var tabi, umuyorum ki onlardan da altınları koparırız! (En çok madalya aldığımız olimpiyatlar olmuş, kendi rekorumuzu güncellemişiz. Daha nice başarılara!)
Şimdi kısaca olayların genel hattına değinip, sonrasında bol spoilerlı kısıma geçebilirim Çünkü değinmek istediğim çok karakter var. Ağzımı açtığımda spoiler vermeden duramadığımı da biliyorsunuz artık :)
Olaylar Miyagi bölgesindeki liselerden birinde, Karasuno lisesinin voleybol takımı etrafında geçiyor. Karasuno geçmişinde şampiyonluk görmüş güçlü bir takımken zamanla güçten düşüyor ve ortalama bir takım olarak görülüyor. Ancak yeni eğitim yılında gelen birinci sınıflar bu takımın makus talihini değiştirmek için oldukça kararlılar!
Biraz daha geriye gidiyoruz. Ortaokul öğrencisi Hinata Shoyo, bir gün TV’de yayınlanan ulusal liseler arası turnuvayı (Interhigh) bir dükkanın vitrin camında görüyor ve ‘minik canavar’ lakaplı efsane oyuncuya hayran oluyor. Voleybol gibi uzun boylu olmanın avantaj sağladığı bir sporda kısa boyuyla harikalar yaratması onu çok etkiliyor ve kendisi de öyle bir voleybolcu olmak istiyor. Ancak okulunda voleybol kulübüne hiçbir erkek kaydolmadığı için bir takımı olmuyor. Tabi bu durum bizim azimli sıçan Hinata’yı durdurur mu sandınız? Asla! Çevresindeki tüm arkadaşlarından ona pas atmalarını istiyor. Herkesi bıktırmış bu konuda. Örneğin tenis ya da basketbol oynayan birinden mi rica ediyor? Karşılığında onunla antrenman yapmasını isterse yapıyor. Kız takımı ile bile çalışıyor. Tabi çoğunlukla duvarla oluyor bireysel antrenmanları. Son yıl ise arkadaşlarını rica minnet kulübe yazdırıyor ve turnuva için hazırlık maçına çıkıyorlar. Ancak değil kuralları, topa nasıl vurulur onu dahi bilmiyor ekip. Karşılarında ise güçlü bir takım var. Bu arada Hinata boyundan büyük laflar etmeye bayılıyor, tam bir boşboğaz ama sevimli olanından. Gerçi onu sadece boşboğazlı olmaktan ayıran şey, söylediğini gerçekleştirene kadar sıkı çalışıyor olması. İlk defa bir spor salonunda maça çıkacak olmanın verdiği heyecan, stres ve gerginlik 14 yaşındaki Hinata’yı cırcır ediyor ve tuvalete koşuyor bizimki. Orada rakip takımın oyuncuları kendisi ve takımı ile dalga geçerken ‘sizi yeneceğim, size kaybetmeyeceğim’ minvalinde konuşuyor. (Zaten Hinata'nın bunu dizide demediği insan kalmadı, utanmasa yoldan geçen insanı çevirip diyecek şapşal çocuk) O esnada rakip takımın pasörü Tobio Kageyama gelip asil takımda bile olmayan alt sınıflarını azarlayarak Hinata’yı kurtarıyor. Ancak bu defa kendisi ona havalara girmemesi gerektiği yönünde konuşarak gidiyor. Maç tabi ki ezici bir sonuçla Kageyama’nın takımının galibiyeti ile sonuçlanıyor. Hinata bu duruma çok içerliyor ve bir gün Kageyama’yı alt edeceğine dair yeminler ederek oradan ayrılıyor. Kageyama ise, Hinata’nın azmini ve iyi sıçrayışını takdir ediyor içinden.
Ortaokul serüveni bitiyor, Hinata liseye geçiyor. Tercihini ‘Minik Canavar’ın okulu olan Karasuno’dan yana kullanıyor tabi ki. Artık lisede, bir takıma girebilecek, ve bunun için çok heyecanlı. Salona geldiğinde ne görsün, ezeli rakibi Tobio Kageyama da bu okulda! Tabi rekabet kızışıyor, olay tartışmaya dönecekken takımın kaptanı 3.sınıf öğrencisi Daichi Sawamura ikisini de kapının önüne koyuyor ve onlara artık rakip olmadıklarını, eğer bir arada takım çalışması ortaya koyamayacaklarsa onları salona almayacağını söylüyor. Ayrıca birinci sınıflardan 2 başvuru daha olduğunu söyleyip bahisleri arttırıyor. Bizim çılgın ikili tabi ki yola geliyor. Ancak takımın hala eksikleri var… Libero ve As takımı bırakmış. Daha doğrusu yaptıkları bir maç esnasında tüm smaçları bloklanan As, maç sonunda suçu kendinde bulmuş. Libero ise tek hata senin değildi, ben arkanı kollasam böyle olmazdı diye bağırmış ona. Yani her ikisi de yenilginin faturasının kendisine kesilmesinden yana, ama bu durum iki kritik oyuncuyu da takımdan koparmış. Liberomuz Yu Nishinoya ise eğer As dönerse takıma dönerim diyor. As’ımız Asahi Azumane ise güçlü ve iyi bir oyuncu, ancak kendine olan güveni çok kırılgan. Kendisinin farkında değil adeta. Burada As’ı ikna edense Hinata’nın voleybola olan saf tutkusu ve azmi. Böylece As ve Liberonun da takıma dönmesiyle takım tamamlanıyor, tabi ortada biraz tuhaf bir atmosfer de yok değil.
Bu boşluk döneminde ikinci sınıfların çoğu antrenmanları bırakmış. Tanaka Ryonosuke hariç, bir de müdür yardımcısının yanında Asahi Azumane ile kavga ettiği için okuldan uzaklaştırma alan minik liberomuz Yu Nishinoya. Takım bir şekilde toplandı da, takım ruhu bir anda kazanılmıyor elbette. Herkesin birbirinin oyun stilini çözmesi ve ortak bir paydada hareket edebilmesi için bol bol antrenman ve mümkünse hazırlık maçları yapılmalı. Takımın genel ruh haline baktığımızda da farklı bir şey yok ; mezun olacak olmanın ve geleceğin sorumluluklarını sırtlayacak olmanın gerginliğini yaşayan üçüncü sınıflar, takımı bırakıp uzun aradan sonra döndüğü için antrenman eksiği olan ikinci sınıflar, ve aralarında müthiş rekabet olduğu için henüz takım gibi davranmaya adapte olamayan tecrübesiz birinci sınıflar… Ayrıca üçüncü sınıfların son turnuvaları, bunun verdiği bir duygusallığın yanında elinden geleni yapıp ileride pişman olmama dürtüsü de var... Ortada bir koç da yok, voleybol kurallarını kitaptan okuyarak öğrenen bir öğretmen var sadece. Gerçi Takeda sensei’nin hakkını yiyemeyiz kesinlikle. O bu kadar ısrarcı ve azimli olmasaydı ne Ukai koç takımın başına geçerdi, ne diğer okullar onlarla antrenman maçına çıkardı. Bundan sonrası çeşitli okullarla maçlar, kamplar, turnuvalarla geçiyor. Takımımız elbette ki daima başarılı olmuyor, ama başarısızlıklarından ders alıp ayağa kalkmaya ve daha ileriye gitmeye kararlılar. Her maçta güvendiğimiz biri hata yapabiliyor, ama hiç beklemediğimiz oyuncular da maçın yıldızı olabiliyor. Vurgulanan temel şey ise bunun bir takım oyunu olduğu ve birlik beraberlik sağlanmadıkça bireysel yeteneklerin takımı bir yere kadar götüreceği. Güç tanımının göreceli olduğu ve sıkı çalışmanın her zaman kazandıracağı mesajını görüyoruz bolca. Bu aşamalarda bol bol motivasyon sözleri vardı, ama şişirme ve iç bayan türden değil kesinlikle. Doğru yerde, doğru miktarda ve doğru türde verilen gaz gerçekten önemli.
Birçok başka öğrenci ve oyuncu tanıyoruz bu süreçte. Genellikle çekişme ve rekabet var gibi görünebilir. Özellikle de aynı pozisyonu oynayan oyuncular arasında rekabete, zıt pozisyonlarda oynayanlar arasında ise çekişmeye şahit oluyoruz. Ama her takım, her oyuncu birbirinden bir şey öğreniyor ve kendi eksik yönlerini geliştiriyor. Düşmanlık değil, saygıya dayalı temeli. Her oyuncunun kendine has bir gücü var. Bu süreçte çok ilginç arkadaşlıklara da tanık oluyoruz. Açıkçası hiçbir okula uyuz oldum diyemem, çünkü her bir oyuncunun hikayesi olduğunu düşünüyorum. Özellikle kampları ve hazırlık maçlarını çok severek izledim. Maçlar çok heyecanlıydı, çizimler de bu heyecanı yüksek tutacak şekilde hareketliydi. Voleybol hakkında da anlamadığım birçok terimi anlamaya başladım, taktikleri de aynı şekilde. Bunları da ya oyuncuların, ya koçun, ya da maçı izleyen diğer kişilerin (seyirci, rakip oyuncu, rakip koç) ağzından anlaşılır şekilde öğreniyoruz.
Karakter analizleri animelerde çok sevdiğim bir şey. Hareketlerin ve davranışların gözlemlenip, bunun dürüstçe ifade edilmesi ve karşı tarafın da bunu olgunlukla karşılayıp üzerine düşünmesi beni gerçekten etkiliyor. Yani bakıyorsun yaşları 15-18 arası değişen bir grup lise çocuğu nasıl bu kadar olgun, nasıl iç dinamikleri yüksek olabiliyor diyorsun. Japon toplumunun en sevdiğim yönü sanırım bu. Ayrıca meydan okumaların ve eleştirilerin olgunlukla karşılanması, rakibini dahi övüp cesaret vermeleri, mücadelenin anlam kazanması için rakibin de güçlü olmasını istemeleri, ve kendileri de mücadelelerini en iyi şekilde verebilmek için canla başla çalışmalarına hayran kalmamak elde değil.
Bol spoiler soslu kısıma geçelim şimdi… Henüz izlememiş olanlar ve izlemeyi düşünenler için uzak durulması gereken alana… Evet, hala vaktiniz var. Takımda kimler var, pozisyonları neler, öncelikle bunlardan bahsederek başlamak istiyorum. Voleybol sahada 6 kişi ile oynanan, ve her sayıdan sonra oyuncuların saat yönünde yer değiştirdiği bir oyun. 4 ana pozisyon var ; pasör, kanat smaçörü (pasör çaprazı), orta kırıcı, libero. Bazı özel poziyonlar da var, bunlara karakterlerden bahsederken değineceğim.
Daichi Sawamura (3.sınıf) : Takımın kaptanı, güvenilir adam. Takımdaki herkese sözü geçen, işini ciddiye alan, fedakar, asla pes etmeyen… Ah, Daichi-san aşkımı anlatmak için sözcükler yetersiz kalır. Emekli koçları Ukai-san hastaneye kaldırıldığında takıma koçluk da yapmış bir zaman. Aslında sakin ve anlayışlı bir insan olmasına rağmen, maçlardan önce gaza gelip coşabiliyor :D Sözünü dinlemeyenlere de biraz sert çıktığı oluyor, ama bu tamamen takımın iyiliği için yaptığı bir şey. İlacın tadının acı olması gibi. Bir de Asahi-san’a ayrı bir tavrı var, sevdiği deriyi yerden yere vuruyor bizim kaptan :D Takımdaki poziyonu köşe smaçörü. Mottosu ‘’Kazanabileceğimize inanmazsak asla kazanamayız!’’ Koshi Sugawara (3.sınıf) : Takımın ikinci kaptanı, ortamın en sakin insanı. Tabi Sugawara-san’ın da çıldırdığı anlara tanık olmuşuzdur ama onun özel gücü sakin ve güvenilir olması… Herkesin hayatında bir Sugawara-san'ı olmalı bence. Her ne kadar pasör pozisyonunu Kageyama’ya kaptırmış olsa da, çift pasör oynadıkları zamanlarda ve daha pek çok kritik maçta kritik hamlelerle takımı kurtardı. Yedek servisçi olarak da oyunlara girdiği oldu. Mottosu ‘’Benim silahım güvenilir olmak… Ama ben de yeni şeyler deneyebilirim!’’ Asahi Azumane (3.sınıf) : Takımın ası olur kendisi. Her ne kadar kendine güvenini kaybetmiş olsa da takımın en uzun ve kaslılarından biri olması sayesinde kuvvetli smaçlarda, bloklarda ve servislerde çok iyi. Uzun saçları ve sakalıyla benim gönlümü çalmıştır kendisi, bir de şapşal halleri tabi ki. Dışarıdan bu kadar ürkütücü görünüp de içinde bu kadar minnoş olmak Asahi-san’dan sorulur! Samuray topuzu ile de, saç bandı ile de çok karizmatikti bizim utangaç dev. Mottosu ‘’Tüm engelleri aşarak smaç vurmak… As’ın görevi budur!’’ As dediğimiz kişi de esasında kanat smaçörü, ancak fiziksel kuvveti ile diğer smaçörlerden ayrılıyor. Zaten motto poziyonu yeterince güzel açıklamış :) Yu Nishinoya (2.sınıf) : Takımın liberosu, yani savunma ondan sorulur! Daichi-san’ın deyimiyle Karasuno’nun gardiyan tanrısı! Takımın en kısa ve en esnek oyuncusudur liberolar. Ayrıca takımdan farklı forma giyerler, file önünde oynayamayacakları için sık sık girip çıkarlar. Gelen topları karşılamak onların işidir. Blok ve smaç yapamazlar, ön çizgi içinde topa dokunamazlar, kaptan olamazlar. Aşırı geveze, ama eğlenceli ve pes etmeyen bir oyuncu Nishinoya-san. Bir o kadar da yetenekli, ortaokuldan beri adını duyuranlardan biri. Lise tercihinde etkili olan faktör formanın tamamen siyah olması ve güzel kız gördüğünde ruhunu teslim eden bir çatlak :D Mottosu ‘’Ben topu havada tuttuğum sürece sizin pes etmeye hakkınız yok!’’ Tanaka Ryonosuke (2.sınıf) : Geleceğin as adayı, kuvvetli smaçların adamı, gaza gelenlerde başı çekenlerden, kanat smaçörümüz Tanaka-san! Korkutucu bir görünüşü var, ama içi pamuk şekeri olanlardan. Bazen aşırı sinirli, bazen de buddha kadar sakin ve ifadesiz oluyor :D Sanırım sinirin uyuşturduğu anlar bunlar, canınıza okuyacağım merak etmeyin der gibi :) Abartılı mimiklerde Nishinoya ile başı çekiyorlar, zaten aralarındaki ilişkiye aşık olmamak mümkün değil. Senpai demek sureti ile kendisine yaptıramayacağınız bir şey yoktur, çok korumacıdır, Kiyoko Shimizu'ya ilk görüşte evlenme teklif edecek kadar aşık ve de manyaktır. Tabi böyle çılgın olduğuna bakmayın, senpailerinin yanında süt dökmüş kedi gibidir. Nishinoya'nın bir dediğini de iki etmiyor. Mottosu ''Eğer bize böyle yukarıdan bakarsanız sizi çiğneyip tükürürüz.'' Kageyama Tobio (1.sınıf) : Muhteşem pasörümüz, Hinata'nın hızlı hücumuna (ve elbette takımın diğer hücumlarında) en ideal pasları kaldıran ve oyunu okuyup kuran kişi. Pasörler takımın beyni gibiler yani, ya da bir orkestra şefi gibi düşünün. Kageyama da bu konuda oldukça yetenekli ve zeki bir oyuncu. Tsukushima ve Hinata ile kedi-köpek gibi dalaşsa da, voleybolun bir takım oyunu olduğunu kavradığından beri bencilliğini bırakıp takımının iyiliği için çabalayan mükemmeliyetçi bir genç olduğundan dolayı kızamıyorsunuz. Topla arasında mesafe olmasını istemediği için parmak bandajı bile yapmıyor, parmaklarına ve tırnaklarına çok iyi bakıyor. En ince detaya kadar mükemmele ulaşmak için çabalıyor. Mottosu ''Sahada kalabilenler yalnızca en iyilerdir.'' Hinata Shoyo (1.sınıf) : İşte bizim minik devimiz, azim ve sıkı çalışma abidesi, sahada ayak basmadık yer bırakmamaya and içmiş minik orta kırıcı Shoyo'muz! Hızlı ataklarla rakibi şaşırtan; kendini geliştirmek için kampta sadece top toplamayı, forma yıkamayı bile kabul eden (yemek ve barınması sağlanmadığı halde) evine gitmek için 2-3 araç değiştirmesi yetmezmiş gibi bisikletiyle yarım saat de dağ yolu gitmenin gözünü asla korkutmadığı, yılmayan portakal kafalı Hinata! Saflığı ve heyecanı ile takımın enerjisi, çoğu zaman da farkında olmadan motive edeni! Yeni bir şeyler öğrendiğinde gözlerinin parlaması, büyük saha görünce heyecanlanması, güçlü rakip gördüğünde tüm benliğiyle yarışmak için can atması! Sevilmez mi bu çocuk? Mottosu ''Kısa olabilirim ama zıplayabiliyorum!'' Kei Tsukushima (1.sınıf) : Karasuno'nun devlerinden, güvenilir bloklardan sorumlu orta kırıcımız Tsukushima! Soğuk ve içine kapanık, ama zeki ve sivri dilli bir oyuncu. Kageyama ve Hinata ile çekişmekten keyif alıyor gibi. Başlarda voleybolu çaba sarf etmesi gerekmeyen, basit bir lise hobisi olarak görse de parmağını sakatladığı kritik maçta sargı yaptırıp dönmesinden ve maçı kazandıran sayıyı yaptıktan sonraki sevincinden anlıyoruz ki artık o da voleybolu seviyor. Diğer okullarla yaptıkları hazırlık kampında her ne kadar istemese de, diğer okulların güçlü oyuncularının kendisini antrenmana çağırması ile onlardan pek çok şey öğrendi. (Onlarla arasındaki ilişkiye de bayılıyorum) Ayrıca zeki oluşu ve oyunu okuyuşu da onu takımın vazgeçilmezlerinden yapıyor. Tadashi Yamaguchi (1.sınıf) : Yedek servisçimiz Yamaguchi! Bu çocuğa çok üzülüyorum ben. O kadar içine kapanık ve özgüvensiz ki. Tsukusima'nın yakın arkadaşı. Tsukki küçükken onu zorbalıktan kurtarmış, o zamandan beri de arkadaşlar. Tsukki her ne kadar sevdiğini pek belli etmese de, Yamaguchi'nin ona verdiği cesur ayardan sonra voleybola daha çok önem verdi. Yavaş ama emin adımlarla kendini geliştiriyor Yamaguchi. Şimdilik sadece kritik anlarda servis atmak için giriyor olsa da, bu çok büyük bir başarı. Çalıştığını ve kendini geliştirdiğini herkes fark etti. Mottosu ''Motivasyon mu? Gururdan başka neye ihtiyacımız var?'' Animede ikinci sınıf olan yedek oyunculardan çok bahsedilmedi, ama Tanaka ve Nishinoya gibi gürültü makinelerini yola sokan Ennoshita-san'dan, Yamaguchi'nin gelişimini görüp 'benim de geride kalmamam lazım' diye içsel muhasebe yapan Kinoshita-san'dan, ve kısa da olsa maça çıkan Narita-san'dan da ismen de olsa bahsetmek istedim. Ayrıca onların kenardan takımı neşelendirmek için çabaladıklarını da unutmayalım :) Diğer okullardan da sevdiğim pek çok oyuncu var ama onları da anlatırsam yazı fazlaca uzayacak. Onun yerine birkaç sevimli gifle yetinsem daha iyi sanırım :) (Sawamura-san ile Kuroo-san'ın bu tatlı-sert rekabetini koymazsam ölürdüm) Şu zor zamanlarda yüzümü güldüren, heyecanlandıran, harika bir anime izledim. Arkadaşlık, rekabet, komedi... Her yönüyle tatmin ediciydi. Anime seviyorsanız zaten kesinlikle izleyin, ilk kez anime izleyecekseniz de kesinlikle pişman olmayacağınız ve sonrasında da başka animeler izlemek istemenizi sağlayacaktır. Son olarak ; ''UÇUN'' KARASUNO! Alakasız Dipnot : Karasuno'nun müdürü İzzet Altınmeşe ile Erol Büyükburç karışımı gibi geldi bana :)
Ne diyor bu kız demeden çevirisini yapayım, yoroshiku onegaishimas dedim. Japonca bir söz öbeği, japon yapımları izleyenler aşinadır. Buradan anlıyorsunuz ki rotamız Japonya, hedefimiz ise Haikyuu… Anime izlemeyi severim, ama sıkı bir takipçiyim diyemem. Bu zamana kadar da genellikle popüler olan shoujo türündeki animeleri izledim. İzlemesi kolay ve insanı mutlu eden cinsten, eh bünyenin ihtiyacı olan romantizmi de en seviyeli şekilde sunduğundan shoujo türü benim favorim. Ancak gelin görün ki en son izlediğim animenin üzerinden 3 yıl çok rahat geçmiştir, 5 bile olabilir bilemedim şimdi. Biraz da seçiciyim, çizimler gözüme hitap etmiyorsa konu ne kadar güzel olsa da izleyemiyorum. Çizim güzel, içeriği boşsa da tercih etmem. (Daha böylesine rastlamadım ama) Yani hem konusu, hem çizimleri ile gönlümü fetheden animeler sayılıdır. Böylesini bulmak da zor oluyor, hele de bir şeyler izleyecek vakti sınırlı bir insansanız risk almamayı tercih ediyorsunuz.
Toparlamak gerekirse, ilk defa farklı bir konu seçimi yaptım. Haikyuu spor konulu, daha doğrusu voleybol konulu bir anime. Adını çok sık duyunca ve filenin sultanları ile Tokyo’da düzenlenen olimpiyatlar sayesinde gaza gelince, izlemek kaçınılmaz oldu. Japonya ve voleybol ; bunları ortak bir paydada buluşturan tek şey bir anime olabilirdi.
Voleybol seyir zevki yüksek bir spor, ancak ben genelde turnuvadan turnuvaya takip ederdim milli takımımızı. Zaten son 10 yıldır TV izlemiyorum, o yüzden bir voleybol maçı seyretmeyeli de çok olmuştu. Kaptanımız Eda Erdem’in ‘’Kırbaç örüğü’’ ile akıllarda kalan ikonik pozu beni gaza getirince (eski bir maçtan ama ben bu yıl gördüm) hem turnuvayı takip ettim, yetmedi voleybol konulu bir animeye başladım. Bu arada Güney Kore’ye yenilmemizi hala hazmedemiyorum, çok da üzgünüm ama tabi ki canları sağ olsun kraliçelerimin. Şu zor günlerde yüzümüzü güldüren tek şey siz oldunuz. Bir de Mete’mizin altın madalyası tabi. Ben bu satırları yazarken hala sonuçlanmamış müsabakalar var tabi, umuyorum ki onlardan da altınları koparırız! (En çok madalya aldığımız olimpiyatlar olmuş, kendi rekorumuzu güncellemişiz. Daha nice başarılara!)
Şimdi kısaca olayların genel hattına değinip, sonrasında bol spoilerlı kısıma geçebilirim Çünkü değinmek istediğim çok karakter var. Ağzımı açtığımda spoiler vermeden duramadığımı da biliyorsunuz artık :)
Olaylar Miyagi bölgesindeki liselerden birinde, Karasuno lisesinin voleybol takımı etrafında geçiyor. Karasuno geçmişinde şampiyonluk görmüş güçlü bir takımken zamanla güçten düşüyor ve ortalama bir takım olarak görülüyor. Ancak yeni eğitim yılında gelen birinci sınıflar bu takımın makus talihini değiştirmek için oldukça kararlılar!
Biraz daha geriye gidiyoruz. Ortaokul öğrencisi Hinata Shoyo, bir gün TV’de yayınlanan ulusal liseler arası turnuvayı (Interhigh) bir dükkanın vitrin camında görüyor ve ‘minik canavar’ lakaplı efsane oyuncuya hayran oluyor. Voleybol gibi uzun boylu olmanın avantaj sağladığı bir sporda kısa boyuyla harikalar yaratması onu çok etkiliyor ve kendisi de öyle bir voleybolcu olmak istiyor. Ancak okulunda voleybol kulübüne hiçbir erkek kaydolmadığı için bir takımı olmuyor. Tabi bu durum bizim azimli sıçan Hinata’yı durdurur mu sandınız? Asla! Çevresindeki tüm arkadaşlarından ona pas atmalarını istiyor. Herkesi bıktırmış bu konuda. Örneğin tenis ya da basketbol oynayan birinden mi rica ediyor? Karşılığında onunla antrenman yapmasını isterse yapıyor. Kız takımı ile bile çalışıyor. Tabi çoğunlukla duvarla oluyor bireysel antrenmanları. Son yıl ise arkadaşlarını rica minnet kulübe yazdırıyor ve turnuva için hazırlık maçına çıkıyorlar. Ancak değil kuralları, topa nasıl vurulur onu dahi bilmiyor ekip. Karşılarında ise güçlü bir takım var. Bu arada Hinata boyundan büyük laflar etmeye bayılıyor, tam bir boşboğaz ama sevimli olanından. Gerçi onu sadece boşboğazlı olmaktan ayıran şey, söylediğini gerçekleştirene kadar sıkı çalışıyor olması. İlk defa bir spor salonunda maça çıkacak olmanın verdiği heyecan, stres ve gerginlik 14 yaşındaki Hinata’yı cırcır ediyor ve tuvalete koşuyor bizimki. Orada rakip takımın oyuncuları kendisi ve takımı ile dalga geçerken ‘sizi yeneceğim, size kaybetmeyeceğim’ minvalinde konuşuyor. (Zaten Hinata'nın bunu dizide demediği insan kalmadı, utanmasa yoldan geçen insanı çevirip diyecek şapşal çocuk) O esnada rakip takımın pasörü Tobio Kageyama gelip asil takımda bile olmayan alt sınıflarını azarlayarak Hinata’yı kurtarıyor. Ancak bu defa kendisi ona havalara girmemesi gerektiği yönünde konuşarak gidiyor. Maç tabi ki ezici bir sonuçla Kageyama’nın takımının galibiyeti ile sonuçlanıyor. Hinata bu duruma çok içerliyor ve bir gün Kageyama’yı alt edeceğine dair yeminler ederek oradan ayrılıyor. Kageyama ise, Hinata’nın azmini ve iyi sıçrayışını takdir ediyor içinden.
Ortaokul serüveni bitiyor, Hinata liseye geçiyor. Tercihini ‘Minik Canavar’ın okulu olan Karasuno’dan yana kullanıyor tabi ki. Artık lisede, bir takıma girebilecek, ve bunun için çok heyecanlı. Salona geldiğinde ne görsün, ezeli rakibi Tobio Kageyama da bu okulda! Tabi rekabet kızışıyor, olay tartışmaya dönecekken takımın kaptanı 3.sınıf öğrencisi Daichi Sawamura ikisini de kapının önüne koyuyor ve onlara artık rakip olmadıklarını, eğer bir arada takım çalışması ortaya koyamayacaklarsa onları salona almayacağını söylüyor. Ayrıca birinci sınıflardan 2 başvuru daha olduğunu söyleyip bahisleri arttırıyor. Bizim çılgın ikili tabi ki yola geliyor. Ancak takımın hala eksikleri var… Libero ve As takımı bırakmış. Daha doğrusu yaptıkları bir maç esnasında tüm smaçları bloklanan As, maç sonunda suçu kendinde bulmuş. Libero ise tek hata senin değildi, ben arkanı kollasam böyle olmazdı diye bağırmış ona. Yani her ikisi de yenilginin faturasının kendisine kesilmesinden yana, ama bu durum iki kritik oyuncuyu da takımdan koparmış. Liberomuz Yu Nishinoya ise eğer As dönerse takıma dönerim diyor. As’ımız Asahi Azumane ise güçlü ve iyi bir oyuncu, ancak kendine olan güveni çok kırılgan. Kendisinin farkında değil adeta. Burada As’ı ikna edense Hinata’nın voleybola olan saf tutkusu ve azmi. Böylece As ve Liberonun da takıma dönmesiyle takım tamamlanıyor, tabi ortada biraz tuhaf bir atmosfer de yok değil.
Bu boşluk döneminde ikinci sınıfların çoğu antrenmanları bırakmış. Tanaka Ryonosuke hariç, bir de müdür yardımcısının yanında Asahi Azumane ile kavga ettiği için okuldan uzaklaştırma alan minik liberomuz Yu Nishinoya. Takım bir şekilde toplandı da, takım ruhu bir anda kazanılmıyor elbette. Herkesin birbirinin oyun stilini çözmesi ve ortak bir paydada hareket edebilmesi için bol bol antrenman ve mümkünse hazırlık maçları yapılmalı. Takımın genel ruh haline baktığımızda da farklı bir şey yok ; mezun olacak olmanın ve geleceğin sorumluluklarını sırtlayacak olmanın gerginliğini yaşayan üçüncü sınıflar, takımı bırakıp uzun aradan sonra döndüğü için antrenman eksiği olan ikinci sınıflar, ve aralarında müthiş rekabet olduğu için henüz takım gibi davranmaya adapte olamayan tecrübesiz birinci sınıflar… Ayrıca üçüncü sınıfların son turnuvaları, bunun verdiği bir duygusallığın yanında elinden geleni yapıp ileride pişman olmama dürtüsü de var... Ortada bir koç da yok, voleybol kurallarını kitaptan okuyarak öğrenen bir öğretmen var sadece. Gerçi Takeda sensei’nin hakkını yiyemeyiz kesinlikle. O bu kadar ısrarcı ve azimli olmasaydı ne Ukai koç takımın başına geçerdi, ne diğer okullar onlarla antrenman maçına çıkardı. Bundan sonrası çeşitli okullarla maçlar, kamplar, turnuvalarla geçiyor. Takımımız elbette ki daima başarılı olmuyor, ama başarısızlıklarından ders alıp ayağa kalkmaya ve daha ileriye gitmeye kararlılar. Her maçta güvendiğimiz biri hata yapabiliyor, ama hiç beklemediğimiz oyuncular da maçın yıldızı olabiliyor. Vurgulanan temel şey ise bunun bir takım oyunu olduğu ve birlik beraberlik sağlanmadıkça bireysel yeteneklerin takımı bir yere kadar götüreceği. Güç tanımının göreceli olduğu ve sıkı çalışmanın her zaman kazandıracağı mesajını görüyoruz bolca. Bu aşamalarda bol bol motivasyon sözleri vardı, ama şişirme ve iç bayan türden değil kesinlikle. Doğru yerde, doğru miktarda ve doğru türde verilen gaz gerçekten önemli.
Birçok başka öğrenci ve oyuncu tanıyoruz bu süreçte. Genellikle çekişme ve rekabet var gibi görünebilir. Özellikle de aynı pozisyonu oynayan oyuncular arasında rekabete, zıt pozisyonlarda oynayanlar arasında ise çekişmeye şahit oluyoruz. Ama her takım, her oyuncu birbirinden bir şey öğreniyor ve kendi eksik yönlerini geliştiriyor. Düşmanlık değil, saygıya dayalı temeli. Her oyuncunun kendine has bir gücü var. Bu süreçte çok ilginç arkadaşlıklara da tanık oluyoruz. Açıkçası hiçbir okula uyuz oldum diyemem, çünkü her bir oyuncunun hikayesi olduğunu düşünüyorum. Özellikle kampları ve hazırlık maçlarını çok severek izledim. Maçlar çok heyecanlıydı, çizimler de bu heyecanı yüksek tutacak şekilde hareketliydi. Voleybol hakkında da anlamadığım birçok terimi anlamaya başladım, taktikleri de aynı şekilde. Bunları da ya oyuncuların, ya koçun, ya da maçı izleyen diğer kişilerin (seyirci, rakip oyuncu, rakip koç) ağzından anlaşılır şekilde öğreniyoruz.
Karakter analizleri animelerde çok sevdiğim bir şey. Hareketlerin ve davranışların gözlemlenip, bunun dürüstçe ifade edilmesi ve karşı tarafın da bunu olgunlukla karşılayıp üzerine düşünmesi beni gerçekten etkiliyor. Yani bakıyorsun yaşları 15-18 arası değişen bir grup lise çocuğu nasıl bu kadar olgun, nasıl iç dinamikleri yüksek olabiliyor diyorsun. Japon toplumunun en sevdiğim yönü sanırım bu. Ayrıca meydan okumaların ve eleştirilerin olgunlukla karşılanması, rakibini dahi övüp cesaret vermeleri, mücadelenin anlam kazanması için rakibin de güçlü olmasını istemeleri, ve kendileri de mücadelelerini en iyi şekilde verebilmek için canla başla çalışmalarına hayran kalmamak elde değil.
Bol spoiler soslu kısıma geçelim şimdi… Henüz izlememiş olanlar ve izlemeyi düşünenler için uzak durulması gereken alana… Evet, hala vaktiniz var. Takımda kimler var, pozisyonları neler, öncelikle bunlardan bahsederek başlamak istiyorum. Voleybol sahada 6 kişi ile oynanan, ve her sayıdan sonra oyuncuların saat yönünde yer değiştirdiği bir oyun. 4 ana pozisyon var ; pasör, kanat smaçörü (pasör çaprazı), orta kırıcı, libero. Bazı özel poziyonlar da var, bunlara karakterlerden bahsederken değineceğim.
Daichi Sawamura (3.sınıf) : Takımın kaptanı, güvenilir adam. Takımdaki herkese sözü geçen, işini ciddiye alan, fedakar, asla pes etmeyen… Ah, Daichi-san aşkımı anlatmak için sözcükler yetersiz kalır. Emekli koçları Ukai-san hastaneye kaldırıldığında takıma koçluk da yapmış bir zaman. Aslında sakin ve anlayışlı bir insan olmasına rağmen, maçlardan önce gaza gelip coşabiliyor :D Sözünü dinlemeyenlere de biraz sert çıktığı oluyor, ama bu tamamen takımın iyiliği için yaptığı bir şey. İlacın tadının acı olması gibi. Bir de Asahi-san’a ayrı bir tavrı var, sevdiği deriyi yerden yere vuruyor bizim kaptan :D Takımdaki poziyonu köşe smaçörü. Mottosu ‘’Kazanabileceğimize inanmazsak asla kazanamayız!’’ Koshi Sugawara (3.sınıf) : Takımın ikinci kaptanı, ortamın en sakin insanı. Tabi Sugawara-san’ın da çıldırdığı anlara tanık olmuşuzdur ama onun özel gücü sakin ve güvenilir olması… Herkesin hayatında bir Sugawara-san'ı olmalı bence. Her ne kadar pasör pozisyonunu Kageyama’ya kaptırmış olsa da, çift pasör oynadıkları zamanlarda ve daha pek çok kritik maçta kritik hamlelerle takımı kurtardı. Yedek servisçi olarak da oyunlara girdiği oldu. Mottosu ‘’Benim silahım güvenilir olmak… Ama ben de yeni şeyler deneyebilirim!’’ Asahi Azumane (3.sınıf) : Takımın ası olur kendisi. Her ne kadar kendine güvenini kaybetmiş olsa da takımın en uzun ve kaslılarından biri olması sayesinde kuvvetli smaçlarda, bloklarda ve servislerde çok iyi. Uzun saçları ve sakalıyla benim gönlümü çalmıştır kendisi, bir de şapşal halleri tabi ki. Dışarıdan bu kadar ürkütücü görünüp de içinde bu kadar minnoş olmak Asahi-san’dan sorulur! Samuray topuzu ile de, saç bandı ile de çok karizmatikti bizim utangaç dev. Mottosu ‘’Tüm engelleri aşarak smaç vurmak… As’ın görevi budur!’’ As dediğimiz kişi de esasında kanat smaçörü, ancak fiziksel kuvveti ile diğer smaçörlerden ayrılıyor. Zaten motto poziyonu yeterince güzel açıklamış :) Yu Nishinoya (2.sınıf) : Takımın liberosu, yani savunma ondan sorulur! Daichi-san’ın deyimiyle Karasuno’nun gardiyan tanrısı! Takımın en kısa ve en esnek oyuncusudur liberolar. Ayrıca takımdan farklı forma giyerler, file önünde oynayamayacakları için sık sık girip çıkarlar. Gelen topları karşılamak onların işidir. Blok ve smaç yapamazlar, ön çizgi içinde topa dokunamazlar, kaptan olamazlar. Aşırı geveze, ama eğlenceli ve pes etmeyen bir oyuncu Nishinoya-san. Bir o kadar da yetenekli, ortaokuldan beri adını duyuranlardan biri. Lise tercihinde etkili olan faktör formanın tamamen siyah olması ve güzel kız gördüğünde ruhunu teslim eden bir çatlak :D Mottosu ‘’Ben topu havada tuttuğum sürece sizin pes etmeye hakkınız yok!’’ Tanaka Ryonosuke (2.sınıf) : Geleceğin as adayı, kuvvetli smaçların adamı, gaza gelenlerde başı çekenlerden, kanat smaçörümüz Tanaka-san! Korkutucu bir görünüşü var, ama içi pamuk şekeri olanlardan. Bazen aşırı sinirli, bazen de buddha kadar sakin ve ifadesiz oluyor :D Sanırım sinirin uyuşturduğu anlar bunlar, canınıza okuyacağım merak etmeyin der gibi :) Abartılı mimiklerde Nishinoya ile başı çekiyorlar, zaten aralarındaki ilişkiye aşık olmamak mümkün değil. Senpai demek sureti ile kendisine yaptıramayacağınız bir şey yoktur, çok korumacıdır, Kiyoko Shimizu'ya ilk görüşte evlenme teklif edecek kadar aşık ve de manyaktır. Tabi böyle çılgın olduğuna bakmayın, senpailerinin yanında süt dökmüş kedi gibidir. Nishinoya'nın bir dediğini de iki etmiyor. Mottosu ''Eğer bize böyle yukarıdan bakarsanız sizi çiğneyip tükürürüz.'' Kageyama Tobio (1.sınıf) : Muhteşem pasörümüz, Hinata'nın hızlı hücumuna (ve elbette takımın diğer hücumlarında) en ideal pasları kaldıran ve oyunu okuyup kuran kişi. Pasörler takımın beyni gibiler yani, ya da bir orkestra şefi gibi düşünün. Kageyama da bu konuda oldukça yetenekli ve zeki bir oyuncu. Tsukushima ve Hinata ile kedi-köpek gibi dalaşsa da, voleybolun bir takım oyunu olduğunu kavradığından beri bencilliğini bırakıp takımının iyiliği için çabalayan mükemmeliyetçi bir genç olduğundan dolayı kızamıyorsunuz. Topla arasında mesafe olmasını istemediği için parmak bandajı bile yapmıyor, parmaklarına ve tırnaklarına çok iyi bakıyor. En ince detaya kadar mükemmele ulaşmak için çabalıyor. Mottosu ''Sahada kalabilenler yalnızca en iyilerdir.'' Hinata Shoyo (1.sınıf) : İşte bizim minik devimiz, azim ve sıkı çalışma abidesi, sahada ayak basmadık yer bırakmamaya and içmiş minik orta kırıcı Shoyo'muz! Hızlı ataklarla rakibi şaşırtan; kendini geliştirmek için kampta sadece top toplamayı, forma yıkamayı bile kabul eden (yemek ve barınması sağlanmadığı halde) evine gitmek için 2-3 araç değiştirmesi yetmezmiş gibi bisikletiyle yarım saat de dağ yolu gitmenin gözünü asla korkutmadığı, yılmayan portakal kafalı Hinata! Saflığı ve heyecanı ile takımın enerjisi, çoğu zaman da farkında olmadan motive edeni! Yeni bir şeyler öğrendiğinde gözlerinin parlaması, büyük saha görünce heyecanlanması, güçlü rakip gördüğünde tüm benliğiyle yarışmak için can atması! Sevilmez mi bu çocuk? Mottosu ''Kısa olabilirim ama zıplayabiliyorum!'' Kei Tsukushima (1.sınıf) : Karasuno'nun devlerinden, güvenilir bloklardan sorumlu orta kırıcımız Tsukushima! Soğuk ve içine kapanık, ama zeki ve sivri dilli bir oyuncu. Kageyama ve Hinata ile çekişmekten keyif alıyor gibi. Başlarda voleybolu çaba sarf etmesi gerekmeyen, basit bir lise hobisi olarak görse de parmağını sakatladığı kritik maçta sargı yaptırıp dönmesinden ve maçı kazandıran sayıyı yaptıktan sonraki sevincinden anlıyoruz ki artık o da voleybolu seviyor. Diğer okullarla yaptıkları hazırlık kampında her ne kadar istemese de, diğer okulların güçlü oyuncularının kendisini antrenmana çağırması ile onlardan pek çok şey öğrendi. (Onlarla arasındaki ilişkiye de bayılıyorum) Ayrıca zeki oluşu ve oyunu okuyuşu da onu takımın vazgeçilmezlerinden yapıyor. Tadashi Yamaguchi (1.sınıf) : Yedek servisçimiz Yamaguchi! Bu çocuğa çok üzülüyorum ben. O kadar içine kapanık ve özgüvensiz ki. Tsukusima'nın yakın arkadaşı. Tsukki küçükken onu zorbalıktan kurtarmış, o zamandan beri de arkadaşlar. Tsukki her ne kadar sevdiğini pek belli etmese de, Yamaguchi'nin ona verdiği cesur ayardan sonra voleybola daha çok önem verdi. Yavaş ama emin adımlarla kendini geliştiriyor Yamaguchi. Şimdilik sadece kritik anlarda servis atmak için giriyor olsa da, bu çok büyük bir başarı. Çalıştığını ve kendini geliştirdiğini herkes fark etti. Mottosu ''Motivasyon mu? Gururdan başka neye ihtiyacımız var?'' Animede ikinci sınıf olan yedek oyunculardan çok bahsedilmedi, ama Tanaka ve Nishinoya gibi gürültü makinelerini yola sokan Ennoshita-san'dan, Yamaguchi'nin gelişimini görüp 'benim de geride kalmamam lazım' diye içsel muhasebe yapan Kinoshita-san'dan, ve kısa da olsa maça çıkan Narita-san'dan da ismen de olsa bahsetmek istedim. Ayrıca onların kenardan takımı neşelendirmek için çabaladıklarını da unutmayalım :) Diğer okullardan da sevdiğim pek çok oyuncu var ama onları da anlatırsam yazı fazlaca uzayacak. Onun yerine birkaç sevimli gifle yetinsem daha iyi sanırım :) (Sawamura-san ile Kuroo-san'ın bu tatlı-sert rekabetini koymazsam ölürdüm) Şu zor zamanlarda yüzümü güldüren, heyecanlandıran, harika bir anime izledim. Arkadaşlık, rekabet, komedi... Her yönüyle tatmin ediciydi. Anime seviyorsanız zaten kesinlikle izleyin, ilk kez anime izleyecekseniz de kesinlikle pişman olmayacağınız ve sonrasında da başka animeler izlemek istemenizi sağlayacaktır. Son olarak ; ''UÇUN'' KARASUNO! Alakasız Dipnot : Karasuno'nun müdürü İzzet Altınmeşe ile Erol Büyükburç karışımı gibi geldi bana :)

















































Yorumlar
Yorum Gönder