Anime : Kuroko no Basuke
Selamlar, bu hafta seyir defterinin rotası bana emanet!
Öncelikle 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramımız kutlu olsun! Atatürk'ün Samsun'a ayak basıp, Kurtuluş mücadelesini başlattığı bu özel tarihi gençlere armağan etmesini her daim özel ve anlamlı bulmuşumdur. Binbir zorlukla, imkansızlıklar içerisinde yaktığı o kıvılcım; adeta bir bir bayrak yarışı gibi daima ileriye taşınması gereken bir meşale oldu. Bugün Gençlik ve Spor bayramı dedik, o zaman konumuz da gençlik ve spor konulu bir seyirlik olsun! Bugün de Kuroko no Basket ile karşınızdayım!
Adından da az çok çıkarabileceğiniz gibi, basketbol konulu bir anime. Sanırım Haikyuu’dan sonra beni içine çekecek, takıma yürekten bağlayacak bir spor animesi boşluğuna düştüm. Karşıma sık sık çıksa da, basketbol konusundaki bilgisizliğim yüzünden bir ‘acaba’ demiştim. Zaten hızlı oynanan bir oyun, kuralları bilmiyorum, nasıl anlayacaktım? Neyse ki tıpkı Haikyuu’da olduğu gibi gerek oyuncular, gerek rakip takımlar, gerekse izleyiciler aracılığıyla hem kuralları anlıyor hem de stratejiyi çözüyoruz.
Hazırsanız başlayalım! Ben akış sırasıyla değil de, kronolojik sırayla anlatmak istiyorum olayları. Teiko ortaokulu basket takımı ‘Kiseki no Sedai / Mucize Nesil’ olarak bilinen efsane bir kadrodan oluşmaktadır. Bu çocuklar basketbolda o kadar iyidir ki, yenilgi nedir tatmadıkları gibi kendileriyle rekabet edecek rakip yokluğundan büyük bir heves kaybı yaşamaktadırlar. Basketbol’un bir takım oyunu olduğunu unutup olayı adeta bireysel yetenek yarışmasına çevirmişlerdir. Sahada rakiplerini dikkate almıyorlardır artık, sadece kendi atacakları sayılara, yani takım içindeki rekabete odaklanmışlardır. İçlerinden birisi, takımın hayalet 6.adamı olarak bilinen, yetenek yönüyle en zayıfları olan Kuroko Tetsuya bu durumdan hiç memnun değildir. Ancak Tetsuya’nın bu çabaları takımı bir arada tutabilmeye, fikirlerini onlara benimsetebilmeye yetmez. Bu yüzden Kuroko Tetsuya, liseye geçtiğinde kendi yöntemiyle basketbol oynamak istemektedir.
Seirin Lisesine kaydolan Tetsuya, kulüp seçiminde tercihini Basketbol’dan yana kullanır. Onun bir ‘Kiseki no Sedai’ üyesi olduğunu bilen herkes başta bir çekinir. Ancak kısa boylu, çabuk yorulan, basket atamayan bu çocuğun nasıl olup da Mucize Nesil üyesi olduğu herkesin kafasında soru işaretleri oluşturur. Tetsu'nun olayı, saha içerisinde adeta görünmez gibi olması ve bu sayede rakibin beklemediği anlarda ortaya çıkıp eşsiz tarzında paslar verebilmesidir. İnsanlar çoğu zaman çevresinde onu fark etmiyor, bu da tüm seri boyunca komik anlar yarattı tabi. Bir de Kagami Taiga'mız var, Amerika'dan ithal. Ebatları da, iştahı da tam bir Yankee :D Kolaylıkla bir tepsi dolusu hamburger yerken görebilirsini onu. Neyse, Japonya'da umduğu gibi bir basketbol bulamayacağını düşünürken adeta devler ligine düşüyor çocuk :D Kendisi Mucize Nesil oyuncuları kadar yetenekli, ama kendini geliştirip zorlaması gereken sınırları var hala. Seirin takımından da kısaca bahsetmek istiyorum çünkü çok seviyorum kendilerini :D Öncelikle takımın kurucusu, Kiyoshi Teppei. Kiyoshi senpai ikinci sınıf, ve takımı sıfırdan yaratmış. Çok uğraşması ve samimiyetini kanıtlaması gerekti bu yolda; tabi tatlı dilli, komik ve yumuşak mizaçlı olduğu için bu süreç kolaymış gibi göründü ama değildi bence. Ortaokul yıllarından kalma lakabı 'Demir Yürek', kendisi bu lakabı da kullanılmasını da sevmiyor ama takım kaptanı Hyuga senpai onu gaza getirmek için kullanıyor arada :D Bu lakabın öyküsü de, kendi döneminde Kiseki no Sedai'nin gölgesinde kalmış çok iyi oyunculardan oluşan ''Taçsız Krallar'' ekibinde oluşuna uzanıyor. Biricik kaptanımız, Junpei Hyuga. Sorumluluk sahibi, kararlı, çalışkan, gerektiğinde takımı hizaya sokan ve bence içten içe Koç'a yanık olan canım senpaim :D Alt sınıfları azarlama ve dayak atma şekli acayip hoşuma gidiyor :D Bir de 'aho' gibi bir şey diyordu, aptal anlamında. Sinirliyken de, yumuş yumuşken de, hatta birinci sınıftaki o sarışın haliyle bile çok seviyorum kendisini :D Gözlükleri de çok yakışıyor ayrıca :') Bir diğer favori senpaim, kelime oyunlarının üstadı, kartal gözlü Shun İzuki :D İzuki'nin soğuk esprileri ve elli yaş üstü kelime oyunları takımdakileri ve hatta rakiplerini bile bezdirmiş durumda :D Ancak kartal gözü sayesinde başarılı bir oyun kurucu olduğunu belirtmeden geçemeyeceğim. Bir de Rinnosuke Mitobe ve Koganei Shinji var, muhteşem ikili :D Uzun boylu, kalın kaşlı, sessiz ve ifadesiz olan Mitobe. Baya kalabalık bir ailesi var ve her sabah kahvaltıyı o hazırladığı için yemek işlerinden anlıyor :D Koganei de adeta Mitobe'nin çevirmeni :D Kedi tipini ve sevimliliğini fark etmemek mümkün değil :D Hatta bir bölümde oyunculardan biri Kiseki no Sedai oyuncularını, oyun stillerine göre kafasında yırtıcı kedilerle eşleştirmişti ve Koganei'ye de kedilik düşmüştü :D Keşke bölümü not etseydim, epey eğlenceli bir bölümdü :D Geçelim meşhuuuuur Kiseki no Sedai üyelerine... Bunları da Seirin'le karşılaşma sıralarına göre tanıtacağım.
1) RYOTA KISE // KAIJOU HIGH
Manken olacakken Aomine'yi izleyip basketbola heveslenen ve sonuçta basketbolcu olan sevimli Kise'miz :D Kise'nin özel gücü rakibinden gördüğü stili anında kopyalayabilmek. Ayrıca içlerindeki en sevimli ve dışa dönük üye diyebilirim. Saygı duyduğu insanların ismine ''cchi'' ekini eklemek gibi bir huya sahip. ''Kurokocchi'' , ''Midorimacchi'' , ''Aominecchi'' gibi. Hatta Kagami'yi de o saygı duydukları listesine aldıktan sonra ona da hep ''Kagamicchi'' dedi. 2) SHINTAROU MIDORIMA // SHUTOKU HIGH
Midorima'nın da en belirgin özelliği batıl inançları ve burçlara olan inancı :D Şaka şaka :D Ama hem herkesin burcunu biliyor, takip ediyor, hem de o gün falında şanslı eşya ne dendiyse onu taşıyor yanında :D Bence baya komik ve eğlenceli birisi. Her ne kadar soğuk, kontrol manyağı ve tedbirci olsa da. Midorima, sahanın her yerinden isabetli üçlükler atmasıyla meşhur. Tabi sadece bununla bitmediğini izledikçe anlayacaksınız. Takım arkadaşı Takao'yu arabacı gibi kullanıp, bisiklet sepetinde kendini her yere taşıtmasına da bayılıyorum :D 3) DAIKI AOMINE // TOUOU AKADEMİ
Aomine'den başta ne ladar nefret ettiysem, sonra da o kadar aşık oldum. Tam bir basketbol aşığı, takımının ası, kendine özgü serseri serbest stili ile sahanın tozunu atan esmer bomba! Tamam sonuncusu oyunundan bağımsız bir övgüydü. Başak burcu olması haricinde kusuru yok bence, eh biraz kibiri var ama hak ediyor canım... Kagami ile aralarındaki çekişmeye bayılıyordum izlerken. Ne kadar umursamaz görünse de, çevresindeki herkese karşı korumacı tavrı... Neyse, sonunda dişine göre bir rakip bulup basketbolu yeniden heyecanla oynayabildiği için mutluyum. 4) ATSUSHI MURASAKIBARA // YOSEN HIGH
Adını tek seferde düşünmeden söylediniz söylediniz; söyleyemezseniz ya da hecelerin arasında kaybolursunuz, ya da Sakurai gibi kısaca Mukkun diyip bu belaya hiç bulaşmazsınız. Adı da kendisi kadar uzun Murasakibara'nın :D Tam bir uyuşuk dev, boğazından başka bir şey düşünmediği için sık sık elinde atıştırmalıklarla görebilirsiniz onu :D Yosen Lisesi, Japonya'nın kuzeyindeki Akita bölgesinden. Murasakibara'yı Tokyo'ya getirmek için (aşırı tembel olduğu için mecbur kalmadıkça bir yere gitmiyor kendisi) resmen Hansel ve Gratel'deki cadının taktiğini önermişti Aomine :D Neyse, bu iri ve sakin devin özel gücü de aşılmaz bir duvar gibi olan savunması. Pota altı mücadelede rakiplerinin şansı yok. Öyle ki, sadece iki kez maçı ciddiye alıp saçını toplamıştı siz düşünün :D Öyle güçlü ki, Thor'un çekici lakabına sahip. 5) ATSUSHI SEIJUROU // RAKUZAN HIGH
Gelelim benim en sevmediğim Kiseki no Sedai üyesine... Bana kalırsa Mangaka Seijirou karakterini tanıtana kadar basketbolda kullanılabilecek tüm yetenekleri dağıttığı için, Seijirou'ya biraz Tanrısal özellikler yüklemiş :D Sona kalan dona kalmasın diye yani. Ulan zihin kontrolü nedir? Yok Medyum Memiş! Rakiplerini gözleri ile kontrol edip manipüle ediyor, hatta ve hatta itaat ettiriyor! Tamam hızlı bir oyuncu, zeki falan ama... Cidden ''alan'' ve ''İmparator gözü'' yetenekleri gerekli miydi? Bilemiyorum bence abartılıydı... Tabi sonradan, içindeki mükemmeliyetçi süper egosunu yenince insana döndü. Sevmediğim için çok da bahsetmek istemiyorum kendisinden.
Sonuç olarak, bence eğlenceli vakit geçirilebilecek hem de içi boş olmayan bir animeydi. Haikyuu kadar uzun değil, dolayısıyla fazlaca turnuva-hazırlık maçı-okul-oyuncu görmüyorsunuz. Tavsiye edilir.
Bolca tatlı görselle yazıyı kapatalım! Bir sonraki yazıda görüşene dek hoşçakalın! (Tetsu'nun bulduğu yavru köpek tıpkı kendisine benzediği için takım ona #2 Numara adını verdi ve takımın maskotu oldu bu inucuk :D Bir de forması var, onunla daha bir kawaii:D ) (Aomine ve Kagami mücadelesi dedik, görselsiz olur mu hiç...) (Midorimacchi'nin insafsız üçlükleri dedik, görselsiz olur mu hiç...) (Midorima'nın icadı olan ''Tembel Tanrı'nın Kalemi'' ile mankafa Kagami'nin imtihanı resmen)
Buraya kadar okuduysanız teşekkürler, kucak dolusu sevgiler!
Hazırsanız başlayalım! Ben akış sırasıyla değil de, kronolojik sırayla anlatmak istiyorum olayları. Teiko ortaokulu basket takımı ‘Kiseki no Sedai / Mucize Nesil’ olarak bilinen efsane bir kadrodan oluşmaktadır. Bu çocuklar basketbolda o kadar iyidir ki, yenilgi nedir tatmadıkları gibi kendileriyle rekabet edecek rakip yokluğundan büyük bir heves kaybı yaşamaktadırlar. Basketbol’un bir takım oyunu olduğunu unutup olayı adeta bireysel yetenek yarışmasına çevirmişlerdir. Sahada rakiplerini dikkate almıyorlardır artık, sadece kendi atacakları sayılara, yani takım içindeki rekabete odaklanmışlardır. İçlerinden birisi, takımın hayalet 6.adamı olarak bilinen, yetenek yönüyle en zayıfları olan Kuroko Tetsuya bu durumdan hiç memnun değildir. Ancak Tetsuya’nın bu çabaları takımı bir arada tutabilmeye, fikirlerini onlara benimsetebilmeye yetmez. Bu yüzden Kuroko Tetsuya, liseye geçtiğinde kendi yöntemiyle basketbol oynamak istemektedir.
Seirin Lisesine kaydolan Tetsuya, kulüp seçiminde tercihini Basketbol’dan yana kullanır. Onun bir ‘Kiseki no Sedai’ üyesi olduğunu bilen herkes başta bir çekinir. Ancak kısa boylu, çabuk yorulan, basket atamayan bu çocuğun nasıl olup da Mucize Nesil üyesi olduğu herkesin kafasında soru işaretleri oluşturur. Tetsu'nun olayı, saha içerisinde adeta görünmez gibi olması ve bu sayede rakibin beklemediği anlarda ortaya çıkıp eşsiz tarzında paslar verebilmesidir. İnsanlar çoğu zaman çevresinde onu fark etmiyor, bu da tüm seri boyunca komik anlar yarattı tabi. Bir de Kagami Taiga'mız var, Amerika'dan ithal. Ebatları da, iştahı da tam bir Yankee :D Kolaylıkla bir tepsi dolusu hamburger yerken görebilirsini onu. Neyse, Japonya'da umduğu gibi bir basketbol bulamayacağını düşünürken adeta devler ligine düşüyor çocuk :D Kendisi Mucize Nesil oyuncuları kadar yetenekli, ama kendini geliştirip zorlaması gereken sınırları var hala. Seirin takımından da kısaca bahsetmek istiyorum çünkü çok seviyorum kendilerini :D Öncelikle takımın kurucusu, Kiyoshi Teppei. Kiyoshi senpai ikinci sınıf, ve takımı sıfırdan yaratmış. Çok uğraşması ve samimiyetini kanıtlaması gerekti bu yolda; tabi tatlı dilli, komik ve yumuşak mizaçlı olduğu için bu süreç kolaymış gibi göründü ama değildi bence. Ortaokul yıllarından kalma lakabı 'Demir Yürek', kendisi bu lakabı da kullanılmasını da sevmiyor ama takım kaptanı Hyuga senpai onu gaza getirmek için kullanıyor arada :D Bu lakabın öyküsü de, kendi döneminde Kiseki no Sedai'nin gölgesinde kalmış çok iyi oyunculardan oluşan ''Taçsız Krallar'' ekibinde oluşuna uzanıyor. Biricik kaptanımız, Junpei Hyuga. Sorumluluk sahibi, kararlı, çalışkan, gerektiğinde takımı hizaya sokan ve bence içten içe Koç'a yanık olan canım senpaim :D Alt sınıfları azarlama ve dayak atma şekli acayip hoşuma gidiyor :D Bir de 'aho' gibi bir şey diyordu, aptal anlamında. Sinirliyken de, yumuş yumuşken de, hatta birinci sınıftaki o sarışın haliyle bile çok seviyorum kendisini :D Gözlükleri de çok yakışıyor ayrıca :') Bir diğer favori senpaim, kelime oyunlarının üstadı, kartal gözlü Shun İzuki :D İzuki'nin soğuk esprileri ve elli yaş üstü kelime oyunları takımdakileri ve hatta rakiplerini bile bezdirmiş durumda :D Ancak kartal gözü sayesinde başarılı bir oyun kurucu olduğunu belirtmeden geçemeyeceğim. Bir de Rinnosuke Mitobe ve Koganei Shinji var, muhteşem ikili :D Uzun boylu, kalın kaşlı, sessiz ve ifadesiz olan Mitobe. Baya kalabalık bir ailesi var ve her sabah kahvaltıyı o hazırladığı için yemek işlerinden anlıyor :D Koganei de adeta Mitobe'nin çevirmeni :D Kedi tipini ve sevimliliğini fark etmemek mümkün değil :D Hatta bir bölümde oyunculardan biri Kiseki no Sedai oyuncularını, oyun stillerine göre kafasında yırtıcı kedilerle eşleştirmişti ve Koganei'ye de kedilik düşmüştü :D Keşke bölümü not etseydim, epey eğlenceli bir bölümdü :D Geçelim meşhuuuuur Kiseki no Sedai üyelerine... Bunları da Seirin'le karşılaşma sıralarına göre tanıtacağım.
1) RYOTA KISE // KAIJOU HIGH
Manken olacakken Aomine'yi izleyip basketbola heveslenen ve sonuçta basketbolcu olan sevimli Kise'miz :D Kise'nin özel gücü rakibinden gördüğü stili anında kopyalayabilmek. Ayrıca içlerindeki en sevimli ve dışa dönük üye diyebilirim. Saygı duyduğu insanların ismine ''cchi'' ekini eklemek gibi bir huya sahip. ''Kurokocchi'' , ''Midorimacchi'' , ''Aominecchi'' gibi. Hatta Kagami'yi de o saygı duydukları listesine aldıktan sonra ona da hep ''Kagamicchi'' dedi. 2) SHINTAROU MIDORIMA // SHUTOKU HIGH
Midorima'nın da en belirgin özelliği batıl inançları ve burçlara olan inancı :D Şaka şaka :D Ama hem herkesin burcunu biliyor, takip ediyor, hem de o gün falında şanslı eşya ne dendiyse onu taşıyor yanında :D Bence baya komik ve eğlenceli birisi. Her ne kadar soğuk, kontrol manyağı ve tedbirci olsa da. Midorima, sahanın her yerinden isabetli üçlükler atmasıyla meşhur. Tabi sadece bununla bitmediğini izledikçe anlayacaksınız. Takım arkadaşı Takao'yu arabacı gibi kullanıp, bisiklet sepetinde kendini her yere taşıtmasına da bayılıyorum :D 3) DAIKI AOMINE // TOUOU AKADEMİ
Aomine'den başta ne ladar nefret ettiysem, sonra da o kadar aşık oldum. Tam bir basketbol aşığı, takımının ası, kendine özgü serseri serbest stili ile sahanın tozunu atan esmer bomba! Tamam sonuncusu oyunundan bağımsız bir övgüydü. Başak burcu olması haricinde kusuru yok bence, eh biraz kibiri var ama hak ediyor canım... Kagami ile aralarındaki çekişmeye bayılıyordum izlerken. Ne kadar umursamaz görünse de, çevresindeki herkese karşı korumacı tavrı... Neyse, sonunda dişine göre bir rakip bulup basketbolu yeniden heyecanla oynayabildiği için mutluyum. 4) ATSUSHI MURASAKIBARA // YOSEN HIGH
Adını tek seferde düşünmeden söylediniz söylediniz; söyleyemezseniz ya da hecelerin arasında kaybolursunuz, ya da Sakurai gibi kısaca Mukkun diyip bu belaya hiç bulaşmazsınız. Adı da kendisi kadar uzun Murasakibara'nın :D Tam bir uyuşuk dev, boğazından başka bir şey düşünmediği için sık sık elinde atıştırmalıklarla görebilirsiniz onu :D Yosen Lisesi, Japonya'nın kuzeyindeki Akita bölgesinden. Murasakibara'yı Tokyo'ya getirmek için (aşırı tembel olduğu için mecbur kalmadıkça bir yere gitmiyor kendisi) resmen Hansel ve Gratel'deki cadının taktiğini önermişti Aomine :D Neyse, bu iri ve sakin devin özel gücü de aşılmaz bir duvar gibi olan savunması. Pota altı mücadelede rakiplerinin şansı yok. Öyle ki, sadece iki kez maçı ciddiye alıp saçını toplamıştı siz düşünün :D Öyle güçlü ki, Thor'un çekici lakabına sahip. 5) ATSUSHI SEIJUROU // RAKUZAN HIGH
Gelelim benim en sevmediğim Kiseki no Sedai üyesine... Bana kalırsa Mangaka Seijirou karakterini tanıtana kadar basketbolda kullanılabilecek tüm yetenekleri dağıttığı için, Seijirou'ya biraz Tanrısal özellikler yüklemiş :D Sona kalan dona kalmasın diye yani. Ulan zihin kontrolü nedir? Yok Medyum Memiş! Rakiplerini gözleri ile kontrol edip manipüle ediyor, hatta ve hatta itaat ettiriyor! Tamam hızlı bir oyuncu, zeki falan ama... Cidden ''alan'' ve ''İmparator gözü'' yetenekleri gerekli miydi? Bilemiyorum bence abartılıydı... Tabi sonradan, içindeki mükemmeliyetçi süper egosunu yenince insana döndü. Sevmediğim için çok da bahsetmek istemiyorum kendisinden.
Sonuç olarak, bence eğlenceli vakit geçirilebilecek hem de içi boş olmayan bir animeydi. Haikyuu kadar uzun değil, dolayısıyla fazlaca turnuva-hazırlık maçı-okul-oyuncu görmüyorsunuz. Tavsiye edilir.
Bolca tatlı görselle yazıyı kapatalım! Bir sonraki yazıda görüşene dek hoşçakalın! (Tetsu'nun bulduğu yavru köpek tıpkı kendisine benzediği için takım ona #2 Numara adını verdi ve takımın maskotu oldu bu inucuk :D Bir de forması var, onunla daha bir kawaii:D ) (Aomine ve Kagami mücadelesi dedik, görselsiz olur mu hiç...) (Midorimacchi'nin insafsız üçlükleri dedik, görselsiz olur mu hiç...) (Midorima'nın icadı olan ''Tembel Tanrı'nın Kalemi'' ile mankafa Kagami'nin imtihanı resmen)
Buraya kadar okuduysanız teşekkürler, kucak dolusu sevgiler!




































Yorumlar
Yorum Gönder