Eye Of The Teddy : Mart Edition

Tadaimaaaa!
Selamlar, 5 haftalık yorucu ve bunaltıcı bir ayın daha sonuna geldik. Okuyanların alışık olduğu üzere kendi gözümden, geçirdiğim ayı değerlendirmek için yazı yazıyorum. Bu ay uzun olmasına uzundu, ama kendi adıma verimli olduğunu söyleyemem.

Okuduklarımla başlayalım. İlk başladığım eser, geçen ay okuduğum Ortadirek’in devam kitabı olan ‘Yer Demir Gök Bakır’ oldu. Yine okurken beni zorlayan, boğan, deyim yerindeyse duvardan duvara vuran bir kitap oldu. Birincisi; olaylar kış mevsiminde geçiyor olduğundan yazarın gerçekçi kış tasvirleri, zaten bitmesi için dört gözle beklediğim ve beni haddinden fazla yoran kış mevsimini iliklerime kadar hissettirdiği için hoşlanmadım :D Ağır kış şartlarının yanı sıra, önceki kitapta yalnızca küçük bir kısmına şahit olduğum cahilliği hem katmerlenmiş hem de daha geniş ölçekle deneyimleme şansı buldum. İnsanlar zor zamanlardan geçerken kendilerini kurtaracak bir hayale, ihtimale inanmak istiyor. Düşünüyorum da biz bile bazen ‘yok artık’ dedirtecek pek çok şeye inanabiliyoruz. Velhasılı kelam, elime dahi almadığım günlerle birlikte 33 günü buldu bitirmem. (Şubatın sonunda başladım) İki tane de kısa ve akıcı kitapla birlikte, Mart ayını 3 kitapla noktaladım. Diğer ikisine gelecek olursam, Anton Çehov’dan ‘Altıncı Koğuş’ ve Stefan Zweig’dan ‘Mecburiyet’. Akıcı, benim seveceğim şekilde üzerine düşündüren konularda yazılmış.

Neler izledim? Dizi namına fragmanını gördüğümden beri merak ettiğim ‘’Pera Palas’ta Gece Yarısı’’nı izledim. Selahattin Paşalı’yı kadroda görmek, izleme isteğimi arttıran bir etken oldu :D Hazal Kaya sevdiğim ve beğendiğim bir kadın olsa da dizideki oyunculuğunu hiç sevemedim, ve eski rollerinden farklı bir şey de göremedim. Feriha-Nihal karışımı olmuştu bence. Hele o 'Ahmet abiiii' diye çığırışları... Olay akışının kafamı karıştırdığı noktalar oldu, ama üzerine de çok düşünmedim. Çok kafa yormadan izledim yani. İkinci sezonu çekilirse izlemek isterim, çünkü merak edebileceğim bir noktada bitti.

Film olarak daha çok yemek yerken izlenecek, vakit öldürmelik türde romantik komediler izledim. Ancak iki filmi bu genellemeden ayrı tutabilirim. Birisi ‘’To Wong Foo, Thanks for Everything! Julie Newmar’’ diğeri de ‘’The Holiday’’. Bu ikisi hem güldüren, hem duygulandıran, hem de düşündüren cinstendi bence. İlk filmde 'Bıçağın İki Yüzü / Blade' filminden tanıdığım bıçkın delikanlı Wesley Snipes'ı bu filmde diva tavırlarına sahip bir Drag Queen olarak izlemek hem garip hem eğlenceliydi. Zaten RuPaul de konuk oyuncu olarak vardı filmde :D Drag Race'in üstüne iyi gitti. 'The Holiday'de ise her daim beğendiğim ancak gençliği ayrı bir göz ziyafeti olan muhteşem Jude Law'u ve yine beğendiğim kadın oyunculardan Kate Winslet'ı izlemek çok keyifliydi. Filmin genel atmosferi ve hikayesi de öyle. Tüm listem ise şu şekilde ;

To Wong Foo, Thanks for Everything! Julie Newmar
The Ugly Truth
What Happens in Vegas
2Guns
Set it Up
The Holiday

Tiyatroda ise Konya Devlet Tiyatrosunda sahnelenen ‘’Çemberin Altı Noktası’’ oyununu izledim. Bazı noktalarında sıkılsam da, sonlara doğru beklemediğim şekilde hareketlendi ve sonu da epey sürpriz oldu bence :D Şimdiden nisan ayı için oyun bakıyorum, canlı canlı oyun izleme fikri bile beni heyecanlandırıyor.

Başka bir gezi ya da seyahatim olmadı, havalar buz malum. Sürpriz bir gelişme çıkmadıkça havalar ısınmadan bir plan yapamam sanırım. Havalar güzelleşse artık, canım böyle şeyler çekiyor benim :D

Neler satın aldım diye düşününce, de pek bir şey yok :D Kitap almadım hiç. Cilt bakımı namına da bir güneş kremi aldım, kullanmaya başladım ve memnunum. Bir de Justin Beauty’nin trendyol hesabında 3 saatlik indirimde sevdiğim bir toniği yakalayıp aldım. Ayrıca Aromatica’dan ufak bir Aloe Vera jel aldım. Daha sonra cilt bakımı yazı serimde değerlendiririm diye düşünüyorum. (Edit : Bu yazıyı pazartesi günü yazmıştım, ondan sonra neler aldım neler...)

Benim bitmek bilmeyen, kapıdan baktırıp kazma kürek yaktıran Mart ayım böyle geçti. Sizde durumlar nasıl?

Yorumlar

Bunları Okumuş Muydun?