Eye Of The Teddy : Şubat Edition
Tadaima, minna!
Şubat ayımı nasıl geçirdiğimi değerlendirmek için klavye başındayım. Hızlıca başlayalım, bu kısacık ayı tıkış tıkış doldurduğum için anlatacak çok şey birikti.
Neler okudum? Bu ayı Yaşar Kemal’in Çakırcalı Efe’si ile açtım. Osmanlı’nın son zamanlarında yaşamış bir efenin hayat hikayesini yazmış Yaşar Kemal. Yakalaması oldukça güç bir eşkıyanın hayat hikayesinin detaylarına nasıl ulaştığını önsözde anlatmış. Kısa ve akıcı bu kitabı tavsiye ederim. Daha sonra Svetlana Aleksiyeviç’in Ütopyadan Sesler serisinden Son Tanıklar’ını bitirdim. Rusya’nın Ukrayna’yı işgale giriştiği şu günlerde aklıma sıkça bu kitap düşüyor. Savaşın yıkıcılığını, insanların belleklerinden asla silinemeyen izler bırakışını, kayıpları… Serinin her kitabıyla başka bir savaşın ya da felaketin, bambaşka insanlar üzerinde yaratmış olduğu birbirine çok benzeyen ancak birbirinden farklı insanlar tarafından deneyimlenmesi sebebiyle kişiye özel olan travmalarını okuyoruz. Kadınların, erkeklerin, çocukların gözünden… Hatta anlatılarda bahsi geçen hayvanların tepkilerine dikkat edilirse, hayvanların gözünden bile… Kısa, ancak gerçekten insanı derinden üzen anılardan oluşan bu kitabı –ve hatta tüm seriyi- bence herkes okumalı. Genç Werther’in Acıları'nı okudum üçüncü olarak. Bir çok insan muhtemelen lisedeyken okumuştur, ama ben ancak şimdi okuyabildim. Hatta bahisleri arttırıp, Alman edebiyatından okuduğum ilk eser olduğunu da belirtmek istiyorum. Bir kitabı okumanın belli zamanı yok bence, o yüzden ‘ay sen onu hala okumadın mıııııı’ tarzı yorumları saçma buluyorum. (Neyse ki hayatımda böyle insanlar yok ama sizin varsa onları parantez dışına çıkarmak için vakit kaybetmeyin) Hayat kısa, okunacak kitap çok. Ne zaman neyi isterseniz okuyun yani, iç dünyanızla sizin aranızda olan bu diyalog için dışarıya kulak asmaya gerek yok. Neyseeeee, kamu spotumuz burada sona eriyor. Akıcı, hayat ve insanlar üzerine düşünmenizi sağlayacak bir kitap oluşu yönünden tavsiye ediyorum. Dördüncü ve son kitabım ise okurken yoran, boğan, geren bir kitap. Yine Yaşar Kemal’den, Ortadirek. Bu bir kitap üçlemesinin ilk kitabı. Dağın öte yüzü üçlemesi, alışkın olduğumuz bir konuyu işliyor. Yer Çukurova, konumuz Anadolu insanı. Kitabın arka kapağı aslında tüm romanın özeti niteliğinde. Kapalı alanda çekilmiş bir gerilim filmi gibiydi. Fakirlik, umut, inat, cehalet, doğru, yanlış... Her şey iç içe geçmişti. Okurken ben de karakterlerle birlikte yoruldum... Ha bitti ha bitecek, vardı varacaklar diye diye bitirdim. O yüzden tavsiye kısmını yüreği geniş insanların inisiyatifine bırakıyorum zira ben çok daraldım okurken. Yaşar Kemal'in kaleminden realistik bir anadolu portresi diyebiliriz.
Neler izledim? Geçen ay deliler gibi izlediğim Rupaul’s Drag Race’i 10.sezonunu da izleyerek bıraktım. Kendine özgü o tadı kaybediyor gibi geldi. Netfilx’e de All Star’ın ilk 4 sezonu gelmediği sürece izleyeceğim yok.
Film bazında ise daha verimli bir ay geçirdim. Geçen yıl şöyle bir fikrim vardı, son zamanlarda çıkan filmler bana bir türlü hitap etmediği için 90’lar ve 2000’lerde çekilmiş ama bir şekilde gözümden kaçmış filmleri izlemek istiyordum. Ya da örneğin efsanevi aktörlerin filmografilerinden sırayla bana hitap eden filmleri bulup izlemek. Sıradan bir aksiyon filmi bile bana son zamanların büyük prodüksiyonlu filmlerinden daha çekici geliyor. İki tanesini çerezlik kategorisinde değerlendirip izledim, diğerleri ise daha ciddi dikkat vererek izlerseniz iyi olacak filmlerdendi. Listemi bırakıyorum, değerlendirme yapmayı başka bir yazıya saklıyorum.
The Magnificent Seven (2016)
Ocean’s 8 (2018)
Devil’s Advocate (1997)
Sleepers (1996)
Safe House (2012)
Man on Fire (2004)
In the Line of Fire (1993)
How to lose a guy in 10 days? (2003)
Son olarak, Süheyl ve Behzat Uygur kardeşlerin ‘Süt Kardeşler’ tiyatrosunu izlemeye gittim arkadaşlarımla. 90’larda çocuk olmuş pek çok kişi gibi ben de pazar banyosundan sonra şahane Pazar izlerdim. Bu yüzden Uygur kardeşleri canlı görme fırsatını kaçıramazdım. Süt kardeş ve damat rolündeki erkek oyuncuların iticiliği zaman zaman oyunun temposunu düşürse de, çoğunlukla güzeldi. Son olarak da, iki günlük bir Bursa gezisiyle şubatı noktaladım. Aslında bir arkadaşımla birlikte, diğer arkadaşımızı ziyaret edelim dedik. Spontane gelişti zaten ve önceliğimiz 7 yıllık arkadaşımızı ziyaret etmekti, ancak arkadaşımızın misafirperverliği sayesinde ziyaretimizi geziyle taçlandırdık desek yalan olmaz. Camiler, müzeler, tophane, kestane şekeri… Böyle güzel bir kaçamağa ihtiyacım varmış, ruh halim resetlendi resmen.
Şimdiden mart ayı için heyecanlıyım. Her ne kadar cumartesilerim bu ay için dolu olsa da, zaman neler getirecek bilemeyiz Ocak ayının yazısını yazarken aklımın ucundan bile geçmeyecek bir sürü şey yazdım mesela, neden olmasın :D Yeni ayda, yeni bir yazıda görüşmek üzere!
Neler okudum? Bu ayı Yaşar Kemal’in Çakırcalı Efe’si ile açtım. Osmanlı’nın son zamanlarında yaşamış bir efenin hayat hikayesini yazmış Yaşar Kemal. Yakalaması oldukça güç bir eşkıyanın hayat hikayesinin detaylarına nasıl ulaştığını önsözde anlatmış. Kısa ve akıcı bu kitabı tavsiye ederim. Daha sonra Svetlana Aleksiyeviç’in Ütopyadan Sesler serisinden Son Tanıklar’ını bitirdim. Rusya’nın Ukrayna’yı işgale giriştiği şu günlerde aklıma sıkça bu kitap düşüyor. Savaşın yıkıcılığını, insanların belleklerinden asla silinemeyen izler bırakışını, kayıpları… Serinin her kitabıyla başka bir savaşın ya da felaketin, bambaşka insanlar üzerinde yaratmış olduğu birbirine çok benzeyen ancak birbirinden farklı insanlar tarafından deneyimlenmesi sebebiyle kişiye özel olan travmalarını okuyoruz. Kadınların, erkeklerin, çocukların gözünden… Hatta anlatılarda bahsi geçen hayvanların tepkilerine dikkat edilirse, hayvanların gözünden bile… Kısa, ancak gerçekten insanı derinden üzen anılardan oluşan bu kitabı –ve hatta tüm seriyi- bence herkes okumalı. Genç Werther’in Acıları'nı okudum üçüncü olarak. Bir çok insan muhtemelen lisedeyken okumuştur, ama ben ancak şimdi okuyabildim. Hatta bahisleri arttırıp, Alman edebiyatından okuduğum ilk eser olduğunu da belirtmek istiyorum. Bir kitabı okumanın belli zamanı yok bence, o yüzden ‘ay sen onu hala okumadın mıııııı’ tarzı yorumları saçma buluyorum. (Neyse ki hayatımda böyle insanlar yok ama sizin varsa onları parantez dışına çıkarmak için vakit kaybetmeyin) Hayat kısa, okunacak kitap çok. Ne zaman neyi isterseniz okuyun yani, iç dünyanızla sizin aranızda olan bu diyalog için dışarıya kulak asmaya gerek yok. Neyseeeee, kamu spotumuz burada sona eriyor. Akıcı, hayat ve insanlar üzerine düşünmenizi sağlayacak bir kitap oluşu yönünden tavsiye ediyorum. Dördüncü ve son kitabım ise okurken yoran, boğan, geren bir kitap. Yine Yaşar Kemal’den, Ortadirek. Bu bir kitap üçlemesinin ilk kitabı. Dağın öte yüzü üçlemesi, alışkın olduğumuz bir konuyu işliyor. Yer Çukurova, konumuz Anadolu insanı. Kitabın arka kapağı aslında tüm romanın özeti niteliğinde. Kapalı alanda çekilmiş bir gerilim filmi gibiydi. Fakirlik, umut, inat, cehalet, doğru, yanlış... Her şey iç içe geçmişti. Okurken ben de karakterlerle birlikte yoruldum... Ha bitti ha bitecek, vardı varacaklar diye diye bitirdim. O yüzden tavsiye kısmını yüreği geniş insanların inisiyatifine bırakıyorum zira ben çok daraldım okurken. Yaşar Kemal'in kaleminden realistik bir anadolu portresi diyebiliriz.
Neler izledim? Geçen ay deliler gibi izlediğim Rupaul’s Drag Race’i 10.sezonunu da izleyerek bıraktım. Kendine özgü o tadı kaybediyor gibi geldi. Netfilx’e de All Star’ın ilk 4 sezonu gelmediği sürece izleyeceğim yok.
Film bazında ise daha verimli bir ay geçirdim. Geçen yıl şöyle bir fikrim vardı, son zamanlarda çıkan filmler bana bir türlü hitap etmediği için 90’lar ve 2000’lerde çekilmiş ama bir şekilde gözümden kaçmış filmleri izlemek istiyordum. Ya da örneğin efsanevi aktörlerin filmografilerinden sırayla bana hitap eden filmleri bulup izlemek. Sıradan bir aksiyon filmi bile bana son zamanların büyük prodüksiyonlu filmlerinden daha çekici geliyor. İki tanesini çerezlik kategorisinde değerlendirip izledim, diğerleri ise daha ciddi dikkat vererek izlerseniz iyi olacak filmlerdendi. Listemi bırakıyorum, değerlendirme yapmayı başka bir yazıya saklıyorum.
The Magnificent Seven (2016)
Ocean’s 8 (2018)
Devil’s Advocate (1997)
Sleepers (1996)
Safe House (2012)
Man on Fire (2004)
In the Line of Fire (1993)
How to lose a guy in 10 days? (2003)
Son olarak, Süheyl ve Behzat Uygur kardeşlerin ‘Süt Kardeşler’ tiyatrosunu izlemeye gittim arkadaşlarımla. 90’larda çocuk olmuş pek çok kişi gibi ben de pazar banyosundan sonra şahane Pazar izlerdim. Bu yüzden Uygur kardeşleri canlı görme fırsatını kaçıramazdım. Süt kardeş ve damat rolündeki erkek oyuncuların iticiliği zaman zaman oyunun temposunu düşürse de, çoğunlukla güzeldi. Son olarak da, iki günlük bir Bursa gezisiyle şubatı noktaladım. Aslında bir arkadaşımla birlikte, diğer arkadaşımızı ziyaret edelim dedik. Spontane gelişti zaten ve önceliğimiz 7 yıllık arkadaşımızı ziyaret etmekti, ancak arkadaşımızın misafirperverliği sayesinde ziyaretimizi geziyle taçlandırdık desek yalan olmaz. Camiler, müzeler, tophane, kestane şekeri… Böyle güzel bir kaçamağa ihtiyacım varmış, ruh halim resetlendi resmen.
Şimdiden mart ayı için heyecanlıyım. Her ne kadar cumartesilerim bu ay için dolu olsa da, zaman neler getirecek bilemeyiz Ocak ayının yazısını yazarken aklımın ucundan bile geçmeyecek bir sürü şey yazdım mesela, neden olmasın :D Yeni ayda, yeni bir yazıda görüşmek üzere!





Yorumlar
Yorum Gönder